Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer "Türkiye'de Mesleki Eğitimin Dönüşümü" nü Değerlendirdi

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer “Türkiye’de Mesleki Eğitimin Dönüşümü” nü Değerlendirdi

Milli Eğitim Bakanı Özer, mesleki eğitimde tüm paydaşların katkılarıyla yeni bir dönemin başladığını belirterek, “2022’nin sonuna kadar çok büyük atılım olacağını, bunun genç işsizliğinin azaltılmasında önemli katkı sunacağını düşünüyorum.” dedi.

Milli Eğitim Bakanlığının son dönemde mesleki eğitime özel önem verdiği gözlemleniyor. Türkiye’nin mesleki eğitim serüvenine bakıldığındaysa ciddi badireler atlatıldığını görüyoruz. Türkiye’nin mesleki eğitim serüveninde hangi kırılmalar yaşandı?

Türkiye’deki mesleki eğitimin yapılanmasıyla ilgili iki kritik aşama var. Birincisi; devlet geçmişte hem eğitim arzını sağlıyordu hem de hizmet ve üretimde aktifti. Dolayısıyla devlet, üretim ve hizmet sektöründe eğitimin yanı sıra ana istihdam sağlayıcı olarak da görev ifa ediyordu. Her türlü alanda ana sağlayıcı devletti. Dolayısıyla devlet bir taraftan eğitim verirken diğer taraftan istihdam kaynağı olarak üretimi ve hizmet sektörünü devam ettiriyor ve arz-talep dengesini sağlayabiliyordu. Ancak tüm dünyada devlet, üretim ve hizmet sektöründen çekildi. Devlet, üretim ve hizmet sektöründen çekildiği zaman, dünyada olup da Türkiye’de olmayan bir şey meydana geldi. Dünyada, özellikle kıta Avrupası’nda, devlet üretim-hizmet sektöründen çekilirken, eğitimden de özellikle mesleki eğitimden de çekildi. Bu süreçte mesleki eğitimde özel sektörün payı artmaya başladı. Bu dönüşüm çok anlamlı bir dönüşümdü. Artık iş gücü piyasasındaki ana istihdam kaynağı özel sektör oldu. Dolayısıyla arz-talep dengeli şekilde ilerleyebildi. Türkiye’de ise üretim ve hizmet sektörü, özel sektöre yani iş gücü piyasasına kayarken, mesleki eğitim devletin üzerinde kaldı. Dolayısıyla arz-talep arasında planlamayla ilgili olumsuz bir süreç yaşandı.

Devlet, özellikle son 20 yılda, özel sektörün mesleki eğitimdeki payını artırmak için teşvikler getirmesine rağmen istenen oranda bir katılım sağlanamadı. İkinci bir konu olarak şunu da belirtmek gerekiyor: 1999 yılında, din öğretimi ve mesleki eğitim mezunlarının yüksek öğretime geçişini engelleyen katsayı uygulaması gündeme geldi. Katsayı uygulaması, Türkiye’de mesleki eğitimin travmalı hale dönüşmesine sebep oldu. Katsayı uygulamasıyla mesleki eğitim, başarılı öğrencilerin tercih etmediği, hiçbir yere yerleşemeyen, eğitimle ilgili kariyer planlaması yapmayan öğrencilerin homojen şekilde kümelendiği, öğretmenlerin de zaman içerisinde başarı beklentisinin düştüğü ve artık devamsızlıkların, okul terklerinin olduğu bir eğitim türüne dönüşmeye başladı. Bırakın iş gücü piyasasının ihtiyaç duyduğu insan kaynağını karşılamayı, normal lise türü olarak başarılı eğitim vermede dahi sıkıntılar yaşamaya başladı.

Yeni sistemde yaptığınız kritik hamleler neler oldu?

İlk olarak arz-talep dengesiyle ilgili üretim ve hizmet sektöründen devletin çekilmesi ve mesleki eğitimin devlette kalması, ikinci olarak da katsayı uygulamasının getirmiş olduğu travmalar, bunların hepsinin çözümüyle ilgili ana paradigma değişikliği şu oldu: İş gücü piyasasının temsilcilerini mesleki eğitimin tüm eğitim süreçlerine dahil ettik.

İşverenler, iş gücü piyasasının temsilcileri artık sadece atölyede masa yapan ve MEB‘e devreden bir paydaş değil. Müfredatın birlikte güncellendiği, öğrencilerin işletmede beceri eğitimlerinin birlikte planlandığı, öğretmenlerin işbaşı ve mesleki gelişim eğitimlerinin birlikte düzenlendiği ve istihdama öncelik veren yani devletin, Bakanlığın ve sektörün tüm imkanlarının iç içe geçtiği, deneyimlerinin, müktesebatının zerk edildiği bir eğitim türüne dönüşmüş oldu. Bu dönüşüm, eğitimin kalitesini artırdı. İş gücü piyasasının mesleki eğitime bakış açısı değişti. İş gücü piyasası eğitim süreçlerine de katılıyor artık. Bu durum bir anda öğrencilerin mesleki eğitimi tercih edebilmelerine de yansıdı. Tüm iş gücü piyasasının temsilcileri destek verince, mesleki eğitim verdiğimiz tüm alanlardaki iş birlikleri kısa sürede tamamlandı. Türkiye’nin açılım yapacağı alanlarla ilgili güçlü meslek liseleri yaptık. Bunun ilk adımını ASELSAN ile attık. ASELSAN lisesini kurmadan önce MEB, savunma sanayii alanında hiçbir eğitim vermiyordu.

Düşünün, Türkiye savunma sanayii alanında güçleniyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarına bakarsanız, 20 yıl önce savunma sanayiinde yerli katkı payı yüzde 20 iken bugün yüzde 80’e çıktı. Çok ciddi bir dönüşüm var. Bu dönüşümü insan kaynağı ile yaparsınız. O zaman orta öğretim seviyesinde de insan kaynağını yetiştirmemiz lazım. Kurmuş olduğumuz ASELSAN Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yüzde 1’lik dilimden öğrenci aldı. Sonra İTÜ Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni kurduk. Sonra yazılım alanında Teknopark İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni kurduk. Mikro mekanikte Tophane Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni kurduk.

Bunun gibi tüm alanlarda gerçekten diğer meslek liselerine rol model olabilecek okullar açtık. Bu, Türkiye’de meslek liseleri ve mesleki eğitimle ilgili algıyı tersine döndürdü. Meslek liseleri, başarısız öğrencilerin gittiği okul türünden tam tersine döndü. Akademik olarak başarılı öğrencilerin tercih ettiği bir okul türüne dönüştü. Yüzde 1’lik dilimden, Türkiye’nin farklı şehirlerinden öğrenciler artık meslek liselerini tercih ediyor. 1999’daki 28 Şubat sürecinde, başarılı öğrencilerin din öğretiminden ve mesleki eğitimden uzaklaştığı süreci tersine çevirdik. Meslek liseleri tekrardan başarılı öğrencileri bünyesine toplamaya başladı. Bu aynı zamanda meslek liselerindeki üretim kapasitesiyle eş zamanlı şekilde yürüyor. Meslek liseleri döner sermaye kapsamında eğitim verdiği alanlarda üretim yapıyorlar ve gelir elde ediyorlar. Meslek liseleri ya okul ihtiyacını gideriyor ya Milli Eğitim Bakanlığından farklı müdürlüklerin ihtiyacını gideriyor veyahut da bölgesindeki kaymakamlığın, valiliğin, kamu kurum kuruluşlarının ihtiyaçlarını gideriyor.

Milli Eğitim Bakanı Özer: "Yüz Yüze Eğitime Ara Verme Gündemimizde Değil"

Yeni sistemin öğrencilere sunduğu avantajları neler?

Türkiye’deki tüm meslek liselerinin geliri 200 milyon bandındaydı. Kapasiteyi artırmayla ilgili çok kapsamlı bir çalışma yaptık. Öncelikle il müdürlüklerimizle toplantı yaptık. “Neden eğitim verdiğimiz tüm alanlarda üretim yapamıyoruz?” sorusuna cevap aradık. Bu noktada şunu gördük: Meslek liseleri masa ve sıra üretiyor. Oysa biyomedikal cihaz teknolojisi var fakat orada bir şey üretilmiyor. Bilişim teknolojisi var, orada bir şey üretilmiyor. Meslek liselerinin eğitim verdiği tüm alanlarda üretim yapması lazım ki, öğrenciler aktif olarak süreçlerde yer alabilsin. Bunun üç faydası var. Birincisi; öğrencilerimiz ürettiği zaman yaparak öğreniyor. Yaparak öğrenme, üreterek öğrenme en kalıcı öğrenme biçimi. Hem öğrenmeyi kolaylaştırıyor hem de kalıcı oluyor. İkinci olarak; yapılan üretimler günlük teknoloji ile eş güdümlü olduğu için öğrencilerin istihdam edilebilirlikleri artıyor. Çünkü öğrenciler güncel teknolojiye göre üretim kapasiteleri ve becerilerini geliştiriyor. Üçüncü olarak da öğrenciler döner sermaye katkıları ölçeğinde pay alıyorlar. Bir mesleki ve teknik Anadolu lisesi öğrencisi asgari ücrete kadar, bir öğretmen ise iki asgari ücrete kadar mevcut öğretmenlik maaşı ve ders ücretlerinin haricinde pay alabiliyor. Bu müthiş bir imkan. Dolayısıyla yeni sistemde üretime katkı veren, katkısı ölçüsünde bunun karşılığını almış oluyor.

Başlangıçtaki portföyü düşünün, katsayı uygulamasındaki durumu; akademik olarak başarısız, sosyo-ekonomik olarak alt gelir grubundaki vatandaşlarımızın çocukları, imkanları sınırlı olan çocuklar, meslek liselerinde kümeleniyordu. Bu durumu üretimle eşleştirdiğiniz zaman, artık bu çocuklar para almaya başladılar, ceplerine para girmeye başladı. Biz, 200 milyonluk üretim bandını 2021 yılında 1 milyar 162 milyona çıkardık. Yaklaşık 6 katlık bir artıştan söz ediyorum. 2021 yılında katkı payları olarak öğrencilerimize yaklaşık 50 milyon, öğretmenlerimize de 110 milyona yakın para dağıttık. Böylece öğrencilerimizin bir taraftan üretimden haz alması, öğrenmeyi pekiştirmesi, meslek eğitimiyle ilgili güncel gelişmeleri takip edebilmesi, aynı zamanda da okurken cebine harçlık girmesi, kendi ihtiyaçlarını kendilerinin giderebilmesi, emekle hakkaniyetli bir ilişki kurabilmeleri ve ailelerine yardımcı olabilmeleri gibi birçok olumlu etki yarattık. Bu, aynı zamanda toplumda mesleki eğitime bakışı da değiştirdi. Öyle okullarımız var ki öğrenciler 4-5 bin lira para kazanabiliyorlar. Asgari ücretin bile üzerinde para kazanılan alanlar var. Bunlar hem öğrencilerimizin mesleki eğitimi algılaması hem de ailelerin, çevrenin algılaması açısından çok önemli hadiseler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.